İçeriğe geç

Kerevitin tadı neye benzer ?

Merhaba! Aktansms sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Kerevitin tadı neye benzer” var.

Bir Yaz Akşamı Kayseri’de Başlayan Hikâye

Kayseri’de yaz akşamları bile tam anlamıyla “serin” sayılmaz aslında. Gün boyu güneşin duvarlara çarparak geri döndüğü bir şehirde, akşam olunca hava sadece biraz yavaşlar, o kadar. O gün de öyleydi. Pencereden içeri giren rüzgârın bile sanki bir derdi vardı. Ben 25 yaşındayım ve bu yaşta insanın içinde biriken şeyler artık saklanacak gibi olmuyor. Günlüklerim dolu, cümlelerim yarım, düşüncelerim hep bir yerlere yetişmeye çalışan ama hiç ulaşamayan insanlar gibi.

O akşam masamda oturmuş, yazmadan sadece bakıyordum. Çünkü bazı günler kelimeler bile insanı kurtarmıyor. İçimde bir boşluk vardı ama adını koyamıyordum. Ne eksikti, bilmiyordum. Belki de hiç görmediğim bir deniz eksikti. Belki de hiç tatmadığım bir şeyin özlemi.

O an aklıma garip bir soru düştü: “Kerevitin tadı neye benzer?”

Bu soru nereden geldi, hâlâ bilmiyorum. Ama o anda zihnimde bir kapı açıldı.

İçimdeki Boşluk ve Deniz Özlemi

Ben denizi hep uzaktan seven biriyim. Kayseri’de büyümüş biri için deniz, daha çok fotoğraflarda görülen bir şeydir. Mavi bir hayal gibi. İnsan dokunamayınca daha çok hayal ediyor, daha çok büyütüyor.

O gün fark ettim ki bazı şeyler sadece görmekle anlaşılmıyor. Tadını bilmediğin bir şey, zihninde hep eksik kalıyor.

Kerevit ile ilgili okuduğum birkaç satır vardı daha önce. “Deniz canlısı, yengece benzer, eti tatlımsı…” diyordu bir yerde. Ama hiçbir tarif bana gerçek bir şey anlatmamıştı.

Benim için her şey biraz duyguyla ölçülüyor. Bir şeyin tadı bile bana hissettirdikleriyle anlam kazanıyor.

Ve o gece, içimde tuhaf bir karar oluştu. Bu sorunun peşine düşecektim.

Yolculuk: Şehirden Uzaklaşma İsteği

Bir hafta sonra kendimi bir otobüste buldum. Nereye gittiğimi çok da net bilmiyordum. Sadece “denize yakın bir yer” demiştim. Bu bile bana yeterli gelmişti. Cam kenarında otururken Kayseri’nin geride kalışını izledim. Her kilometrede içimdeki bir şey de geride kalıyordu sanki.

Otobüs ilerledikçe içimde bir şey büyüyordu: heyecan. Ama bu çocukça bir heyecan değildi. Daha çok, uzun süredir susmuş bir tarafımın uyanması gibiydi. Sanki yıllardır aynı odada kilitli kalmışım da biri kapıyı aralamıştı.

Yol boyunca defterime hiçbir şey yazmadım. İlk kez kelimeler yerine sessizlik taşıdım.

Denizle İlk Karşılaşma

Ege’ye vardığımda hava farklıydı. Kayseri’nin kuru rüzgârı yoktu burada. Her şey daha nemli, daha canlıydı. Deniz kokusu ilk kez burnuma çarptığında bir şey oldu. İçimdeki o boşluk sanki yer değiştirdi.

Sanki uzun zamandır kayıp olan bir parçama yaklaşmıştım ama hâlâ tamamlanmamıştım.

O akşam bir sahil restoranına oturdum. Menüyü açtım, anlamadığım kelimeler arasında kayboldum. Ve orada tekrar gördüm onu:

Kerevit

Garson siparişi sorduğunda hiç düşünmeden “Evet” dedim. Neden yaptım, bilmiyorum. Belki de hayatımda ilk kez bir şeyi sadece merak ederek seçiyordum.

Masada Bekleyiş ve İçimdeki Çalkantı

Siparişi beklerken denize baktım. Güneş yavaşça suyun içine gömülüyordu. İnsan böyle anlarda kendi hayatını düşünmeden edemiyor. Ben de ettim.

25 yaşındaydım ama bazı duygularım hâlâ 15 yaşındaki halimden çıkmamış gibiydi. Kırgınlıklarım, yarım kalmış cümlelerim, söylenmemiş şeylerim… Hepsi masanın etrafında oturmuş gibiydi.

Ve en tuhafı, içimde küçük bir korku vardı. Ya beklediğim şey hiçbir şeye benzemiyorsa? Ya tüm bu yolculuk sadece hayal kırıklığıysa?

Kendi kendime kızdım o an. Çünkü hayal kırıklığına hazır olmak bile bir tür vazgeçişti.

İlk Lokma

Kerevit geldiğinde masaya bırakılan tabak bana yabancı bir dünyadan gelmiş gibi hissettirdi. Kırmızıya çalan kabuklar, hafif buharlı bir sıcaklık… Denizle kara arasında sıkışmış bir varlık gibiydi.

İlk parçayı ayıklarken ellerim biraz titredi. Garsonun anlattıklarını bile tam duymamıştım.

Ve ilk lokmayı ağzıma aldım.

O an zaman biraz yavaşladı.

Kerevitin Tadı Neye Benzer?

Bunu tarif etmek kolay değil. Ama hissettirdiği şeyi anlatabilirim.

Önce hafif bir tatlılık geliyor. Sanki denizin tuzu değil de suyun kendisi damakta iz bırakıyor. Ardından yumuşak, neredeyse tereyağı gibi bir doku. Ama ağır değil. İnce, zarif bir yumuşaklık.

Sonra arka planda çok hafif bir deniz kokusu. Ama rahatsız edici değil. Daha çok uzak bir hatıra gibi. Yengece benziyor ama tam değil. Karidesi andırıyor ama ondan daha derin.

O an şunu düşündüm: Belki de Kerevit aslında sadece bir tat değil. Belki de insanın denizle kurduğu ilk gerçek temas gibi bir şey.

Ve garip bir şekilde içimdeki boşluk azalmadı ama şekil değiştirdi. Artık o boşluk daha katlanılabilir bir şeye dönüşmüştü.

Masada Sessiz Kalan Ben

Yemeği bitirdiğimde konuşmadım. Çünkü anlatılacak bir şey yoktu. Bazı deneyimler konuşularak küçülüyor.

Sadece oturdum ve denize baktım. O an hayal kırıklığı yoktu içimde. Ama büyük bir mutluluk da yoktu. Daha çok… yerini bulmuş bir merak vardı.

Belki de ilk kez bir sorunun cevabı beni tam olarak tatmin etmemişti ama bu kötü bir şey değildi.

İnsan bazı cevapları sevmek için değil, anlamak için alır.

Gece ve Kendimle Baş Başa Kalışım

O gece sahilde uzun süre yürüdüm. Ay ışığı suyun üstünde kırılıyordu. Kayseri’de böyle bir ışık görmemiştim. Orada gökyüzü daha sert, daha netti.

Burada ise her şey biraz bulanıktı ama daha gerçekti.

Defterimi açtım. İlk kez o gün yazmaya başladım.

“Bugün bir şeyin tadını öğrendim ama aslında kendimi biraz daha az bilmeyi öğrendim,” yazdım.

Sonra durdum. Çünkü bazı cümleler devam edince bozuluyor.

Geri Dönüş: Kayseri’ye Taşınan Sessizlik

Geri döndüğümde Kayseri aynıydı. Sokaklar, binalar, rüzgâr… Hiçbir şey değişmemişti.

Ama ben değişmiştim.

Artık bazı şeylere daha farklı bakıyordum. Mesela denizi düşünürken sadece mavi bir görüntü gelmiyordu aklıma. Bir tat geliyordu. Hafif, yumuşak, denizle kara arasında sıkışmış bir his.

Ve Kerevit artık sadece bir yemek değildi benim için. Bir yolculuğun bahanesiydi.

İçimde Kalan Soru

O günden sonra kendime şunu sordum: İnsan gerçekten bir şeyin tadını mı merak eder, yoksa o tat üzerinden kendi içini mi keşfeder?

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var: O gece hissettiğim boşluk tamamen kaybolmadı. Sadece onunla yaşamayı öğrendim.

Son Düşünceler

Şimdi bu satırları yazarken Kayseri’de yine bir akşam oluyor. Rüzgâr aynı, sokaklar aynı, ben aynı değilim.

Kerevitin tadını hatırladığımda artık sadece bir yemek gelmiyor aklıma. Bir yolculuk geliyor. Bir masada oturup hiçbir şey söylemeden denize bakan bir genç geliyor. Ve içinde büyüyen o sessiz değişim.

Belki de hayat böyle bir şeydir. Bazı soruların cevabı seni tatmin etmez ama seni değiştirir.

Ve bazen en derin cevap, ağzında kalan o hafif deniz tadıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://profrm.net https://tanriverdimobilya.com.tr https://dekasya.com.tr Sitemap
betexper güncel