Gözlerimle Görmek İstediğim An
O gün Kayseri’nin sokakları normalden sessizdi. Hani bazı günler vardır, insanlar konuşur ama siz bir şey duyamazsınız ya, işte öyleydi. Ben, 25 yaşında, bol bol günlük tutan bir genç olarak evde oturmuş, kafamda dolaşan düşünceleri kağıda dökmeye çalışıyordum. Son zamanlarda içimi kemiren bir soru vardı: “Hz. İsa tekrar yeryüzüne gelirse ne olur?” Bu düşünce öyle ağır bastı ki, kalbim hızlı hızlı çarpıyor, elim kağıda titreyerek yazıyordu.
Hikâyeyi anlatmaya başlamadan önce kendimi itiraf etmem lazım: Heyecan kadar bir korku vardı içimde. İnsanların tepkisi ne olurdu? Hayatlarımız bir anda değişir miydi? Ama içimde bir umut ışığı da yanıyordu; belki de dünyada hâlâ doğruyu görenler vardır, belki de her şey düzelir.
Sokağa Çıkmak
O gün karar verdim, dışarı çıkıp insanları izleyerek kafamdaki senaryoları yaşamak istedim. Sokakta yürürken gözlerim her yüze takılıyordu; çocuklar oyun oynuyor, yaşlılar banklarda oturuyor, gençler telefonlarına gömülmüştü. Birden aklıma geldi: ya gerçekten gelirse? İnsanlar ne yapar? Hani bazıları inanır, bazıları inanmaz ya… İşte o an, gözlerimle görmek istedim.
Bir kahve dükkanının önünde durdum. İçeri girip oturdum, sessizce insanları izlemeye başladım. Bir kadın dua ediyordu, bir çocuk bir köpeğe gülümsüyordu. Kalbimde garip bir burukluk vardı; hem umut hem de hayal kırıklığı bir aradaydı. Belki Hz. İsa geldiğinde dünya bu kadar normal olmayacaktı, belki herkes birbirine sarılırdı, belki de yine fark etmeyenler olurdu.
Hayal Kırıklığı ve Umut
O anda gözlerimi kapattım ve hayal etmeye başladım. Şehir meydanında bir kalabalık var, herkesin yüzünde şaşkınlık ve merak. Birden o tanıdık huzur dolu ses yankılanıyor: “Sevgi, merhamet ve bağışlama…” İnsanlar birbirine bakıyor, bazıları gözyaşlarını tutamıyor. Benim içimde de bir şey kırılıyor, ama aynı zamanda yükseliyor. Hayal kırıklığı mı, umut mu? İkisi birden…
Gözlerimi açtım ve sanki bu an gerçek oluyordu. İnsanlar ellerini kaldırıyor, bazıları diz çöküyor, bazıları sadece bakıyor. İçimde kelimeler yetersiz kalıyor; bu kadar saf bir huzuru, bu kadar derin bir merhameti nasıl anlatabilirdim? Günlüklerime yazacak kelime bulamıyorum.
Bir Çocuğun Gülüşü
En çok etkileyen sahne, küçük bir çocuğun Hz. İsa’ya koşmasıydı. Çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamadan, sadece sevgiyi hissetti. O an içim eridi. Hayal kırıklıkları, öfke, korku; hepsi bir anda anlamını yitirdi. İnsanların gözlerinde bir umut parladı, benim içimde de…
Yanımda oturan yaşlı bir adam bana gülümsedi ve sadece “İyi ki geldin” dedi. Sözler basit ama yürekleri saran bir gerçeklik taşıyordu. O an düşündüm; belki de birini anlamak, onun yanında olmak, dünyanın en büyük mucizesidir.
Kapanış ve Düşünceler
Eve dönerken ayaklarım hafifçe titriyordu. Günlük defterimi açtım ve her şeyi yazdım; hislerimi, gördüklerimi, hayal kırıklıklarımı ve umudumu. Belki de Hz. İsa tekrar gelirse, dünya hemen değişmeyecek, ama kalpler yavaş yavaş değişecek. İnsanlar farkına varacak, birbirine daha çok sarılacak.
O an içimde bir huzur vardı, tarif edilemez bir şey… Kayseri sokakları tekrar normal görünebilir, ama ben biliyorum; o gün gördüğüm şey, insanın içindeki sevgiye dair bir umut ışığıydı. Ve ben, bu ışığı kalbimde taşıyacağım.
Her gün, belki farkında olmadan, bu küçük mucizeleri arıyoruz. Ve bazen, gözlerimizi açıp etrafımıza baktığımızda, aslında Hz. İsa’nın varlığını sadece birinin fiziksel gelmesiyle değil, sevgi ve merhametle görebileceğimizi fark ediyoruz.